Müminler, Allah'ı çokça anan, için için O'na dua edip yönelen ve O'ndan bağışlanma dileyen kimselerdir. Hem kendi içlerinde Allah'ı çokça anarlar, hem de konuşma, hal ve tavırlarında çevrelerine de Allah'ı hatırlatırlar. Allah'ı anmak her an Allah'ın varlığının, nimetlerinin şuurunda yaşamanın doğal bir yansımasıdır. Bir ayette Allah'ı anmanın önemine şöyle dikkat çekilmiştir:

... Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür.
(Ankebut Suresi, 45)

Münafıkların en belirgin özelliği ise, Allah'la bağlantılarının olmayışıdır. Kalben Allah ile birlikte değildirler, O'na yönelmez, O'nu anmaz, O'ndan bağışlanma dilemezler. Bunu Müslüman görünmek için gereken bir zorunluluk gibi gördüklerinden dolayı, Allah'ı ancak çok az anarlar. Allah bir Kuran ayetinde bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.
(Nisa Suresi, 142)

Başka ayetlerde ise münafıkların Allah'ı anmayan kişiler oldukları şöyle anlatılmaktadır:

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
(Mücadele Suresi, 19)

Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
(Tevbe Suresi, 67)

Münafıklar Allah'ı hatırladıklarında ise, Allah'ın büyüklüğünü, gücünü, sanatını, ilmini takdir edemediklerinden dolayı Allah'ı gereği gibi anmazlar. Allah'ı anmaktaki amaçları müminleri taklit etmek olduğu için gerek ifadeleri, gerekse üslupları içten, candan ve samimi olmaz. Suni, ezbere dayalı, gerçek düşüncelerini, hissettiklerini yansıtmayan, mecburi bir zikir olur. Güncel bir konudan çok akıcı, rahat, çok zengin ifadelerle bahsederken, Allah'ı anacakları zaman kesik kesik zorlanarak, kalıp cümlerle konuşurlar. İçlerinden gelmediği halde böyle bir mecburiyet hissetmeleri, bir yandan da iman edenlere karşı öfke duymalarına sebep olur. Kuran'da bu durumdan şöyle söz edilmektedir:

Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.
(Zümer Suresi, 45)

Bununla birlikte Allah'ın anıldığı ortamlardan da kasıtlı olarak uzak durur, çeşitli bahaneler öne sürerek kaçmaya çalışırlar. Aynı şekilde münafıklar Kuran'ın okunduğu ortamlardan da kaçış içindedirler. Çünkü Kuran'ı dinlediklerinde unutmak istedikleri ve düşünmekten kaçtıkları ölüm, ahiret günü, cehennem gibi gerçeklerle yüzyüze gelecekler ve vicdanlarına baskı oluşacaktır. Allah bir ayette münafıkların bu tutumuna şöyle dikkat çekmektedir:

Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı.
(Kehf Suresi, 101)

Bir başka ayette ise Allah münafıkların yüzlerindeki ifadeden şöyle bahsetmektedir:

Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler. De ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş... Allah, onu inkar edenlere va'detmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır."
(Hac Suresi, 72)